Hummalı Bir Öykü

     Adımlarım alabildiğine hızlı. Saat sabah yedi buçuk. Üşüyorum. Yağmur yağıyor. Umurumda değil oysa. Sana yürüyorum. Kabuslardan kopup gelmiş o bahçeden içeri giriyorum. Güneş henüz doğmamış. Havada geceden kalma yabanilik var. Bahçede kimsecikler yok. Binada bile henüz tek tük insan var.

    Sen gerçek bir kasırgasın, bir doğal afet. İnsanın ruhunu keskin dişlerinle parçalıyorsun. Buna rağmen ayaklarım geri adım atmıyor. Emin adımlarla geliyorum. Belki de seni bulup senden hesap sormak istiyorum. Dünyadaki bütün savaşlardan ve ölümlerden seni sorumlu tutmak istiyorum. Biliyorum ki gerçek bir felaketsin. Bütün doğamı mahvediyor, ormanlarımı yakıyorsun. Hayvanlarıma saldırıp canlı canlı çiğniyorsun onları. Yüzün kapkaranlık oysa gözlerin ormanlar gibiydi çok eskiden.

        O feri soluk binadan içeri giriyorum. Bilardo masası öylece duruyor. Etrafında kimse yok. Çokça kez gördüğümden biliyorum ki birazdan herkes başında toplanacak. Kör edercesine parlak floresanla aydınlanmış koridorlardan hızla geçiyorum. Kaybolacak gibiyim. Bu koridorlar ki eski bir labirentin mirasçısı ve bu bina ki enkazın beşiğidir. Depremlerin her şeyi burada sarsar. 

    Her odada seni arıyorum. Bulamadıkça adımların sertleşiyor. Hafif topuklu siyah botlarım altındaki fayansları döve döve ilerliyor. O an orada olan herkes açılmamış uykusundan bu seslerle uyanıyor. Tüm mahmur gözler bana çevriliyor. Mağrur olduğum ölçüde korkuyorum da, seni bulunca vereceğin tepkiden korkuyorum. Bakabildiğim her yere bakıyorum. Yoksun, bu bina da senden yoksun. Hayal kırıklığına uğruyorum ama vazgeçmeden gerisingeri bahçeye koşuyorum. Seni arıyorum. Bu dondurucu soğuk, nefesini üflüyor fakat üşümüyorum. Damarlarım adrenalinle kaynıyor. Bu soğukta sırılsıklam kavruluyorum. Delicesine koşturuyorum. Gözlerim dokunsan çağlayacak. Bahçedeki tüm ağaçlar, banklar, bozuk taş zemin, çatlak duvar, isli küçük kulübe hatta potalar izliyor. Onlar ve yeni gelmekte olan bir avuç insan bu belirsiz kaosu izliyor. Hepsi bu afete isim vermek istiyor. Fakat ağızlarını açacak cesaretleri yok. 

    Beş tur, on tur belki yüz tur dolanıyorum. Aynı yerlerden her seferinde daha sert ama daha korkak adımlarla geçiyorum. Neredesin bilmiyorum. Yo, aslında biliyorum. "Hiçbir yer" desin. Garipsiyorum bu hâli çünkü eskiden baktığım hatta bakmadığım yerlerde bile seni görürdüm. Vazgeçiyorum ve kaçıyorum buradan. Derken bahçe kapısında çarpışıyoruz. Ağ atarcasına bakan gözlerim seni kavrıyor.  Bütün saldırganlığımı kusmaya hazırlanıyorum. Oysa sen basit bir cümleyle kaçıyorsun. "İşim var."

    Zihnimin içinde tartışıyorum seninle. Benim muhayyilemde bile beni dinlemiyorsun. O an öldürüyorum seni. Bir böcek ezer gibi aklımın mengeneleri arasında eziyorum. Bununla birlikte ruhum ezici bir kasvetten kurtuluyor. Görüşüm netleşiyor.  Anılarımda karanlığın içinde yer edecek o bahçeden çıkıyorum. Biraz önce yerleri döven adımlarım tüy kadar hafif ve alabildiğine yavaş. Sabahın erken saatleri. Gün ağarmaya başlıyor. Yağmur hafifliyor ve hava ısınır gibi oluyor. Büyük fırtına ardından tatlı bir durgunluk getiriyor. Her şey sakin. Uzaklaşıyor ve ufukta kayboluyorum. 


Rana Elif Taze
15042021

Yorumlar

  1. Hayalle gerçek arası bir kurgu olmuş .Olayın insanı içine çeken etkileyici bir yönü var. Ellerine, emeğine sağlık yavrucum 👏👏👏

    YanıtlaSil
  2. Içinde kaybolup gidiyorsun satırların etkileyici bir şekilde sarıyor kelimeler insanın zihnini gerçekten kalemine sağlık bravo 👏👏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder