Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

    
Kitaptaki pek çok hoş çizimden biri.
Kitaptaki pek çok hoş çizimden biri


    İncecik bir kitap. Hani şu ele alındığında çerez gibi denilebileceklerden. Oysa kapağı açıldığında "İtalyan Yokuşun'dan aşağı, rüzgara asılıp Tophane'ye indiriveriyor" insanı. Ana karakter silik, Müzeyyen silik, insanlar ve mekanlar ses etmeden akıp gidiyor sayfaların arasından. Olay aslında "yazsam roman olur abi"lik değil. O da usul ve silik. Üstelik kendini saklıyor. Onca tümce arasından ayıklayıp çıkarmak gerekiyor. İlhami Algör birkaç bir şey söyleyerek belki de hepimizin aklından geçen ancak dilinden aşağı inemeyen şeyleri serbest bırakmış. Neredeyse tüm sayfalarda altı çizilecek yoğun, az ve öz ifadeler var ancak birkaç tanesi okuyanda, üzerine konuşma isteği uyandırıyor:

"Hikayelerimin başka hikayelere benzemesi ağrıma gidiyordu... Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, bir durum kalmıyor muydu? Bana ait tek kişilik bir iskemle, oda yok muydu bu dünyada?"
        Bizden önce milyarlarca hayat yıldız gibi kayıp geçti. Hepsinin hikayesi vardı. Ama merak ediyorum ne kadar farklı hikayeler ortaya çıkarabildiler? Hepsinin hayatı bir şekilde kesişiyordu. Belki de aynı şey için uyanıyorlardı ve sonra hepsi uyumaları gerektiği için uyuyordu. Bugün de kendimizinkiyle neredeyse yedi buçuk milyar insanın hikayesi kesişiyor. 
    Bir dizi veya film izledikçe yahut bir kitap okudukça anlıyorum ki insan her yerde insan.Hareketleri duyguları ve sözleri farklı kültürlerin izlerini taşısa da aynı köşeye çıkıveriyor herkes. Köşeyi dönünce kendisiyle -aslında farklı insanlar gibi görünseler de- burun buruna geliyor. Kimi zaman bunu düşünüp canım insanlar deyip boyunlarına sarılmak istiyorum. Onları benden bir parça gibi görüyorum. Fakat çoğu zaman aynı hikayeyi yazacaksam neden var olduğumu merak ediyorum. Ya kendi köşem asla olmayacaksa? Ya yıldız gibi kaydığımda diğerleri gibi gökten akıp gideceksem? Bir yük hissediyorum omzumda. Kendi hikayemi -daha önce yazılmamış şekilde- yazmam gerektiğini damarlarımda akan kandan bile duyuyorum. Yazdıktan sonra göğe bırakmak ve toprak olduğumda dahi okunmak istiyorum.

***

"Midemde bir soru işareti vardı. Yakıyordu. Sorunun ne olduğunu hissediyor, fakat parçaları bir araya getiremiyordum. Parçalar benden kaçıyor, ben kaçmalarına göz yumuyordum."
            Akşamüzeri, tam da güneş ufuk çizgisine kavuştuğunda, bir huzursuzluk misafir oluverir bana. Sanki akşam yemeğini fazla kaçırmışım da hazımsızlık yapmış gibi hissettirir. Ne zaman anneme bu yersiz huzursuzluktan bahsetsem alacağım yanıtı iyi bilirim: "Hayırdır inşallah yavrum?" . Sanırım bu cümle onun için bir şişe maden suyu gibi. Bunu söyleyince acaba rahatlıyor mu merak ediyorum.Benim için bu cümle maden suyundan ziyade bol asitli rahatsız edici bir içecek gibi. Daha da rahatsız ediyor çünkü. İçimi gıcıklıyor.  Belli ki hayır değil anne.

    Böyle zamanlarımda sırtüstü yatıyor ve etrafa bakıyorum. Gözümü taktığım yeri bir süre izliyorum. Her şeyi düşünüyorum. Sebebim şu da olabilir bu da. Geçenlerde söylenen bir şeyi mi unutamadım yoksa? Böyle kendime sorarken daldan dala atlıyorum. Aşağıda dalların altında asıl sebepleri görebiliyorum ama aşağı inesim gelmiyor artık. Kendimle sohbet sarıyor doğrusu. Zaten sonra bir bakmışım uyumuşum. İşte midemdeki yangı belirli aralıklarla bana misafir oluyor böylece. Üstelik ne zaman gelse yeni yeni huzursuzluklar getiriyor. Yine mi sen deyip kovamıyorum. Eh onlar da bir nevi Tanrı misafiri...

***

        "Ben sözlerden değil bakışlardan tırsardım. Bakışların arkalarını sezer, sezgilerim doğrulanana kadar mecburen bekler, beklerken kafayı yerdim. Konuşunca mesele yoktu." 
          
  Herkes her şeyi söyleyebilir. Artık buna şaşmıyorum. Özellikle telefonlarımızdan birbirimize yazarken ne beylik laflar ediyor, ne ahkamlar kesiyoruz, küçük dağları biz yaratıyor ve yüksek zirveleri bir anda toprağın altına geçirebiliyoruz. Ama birisiyle mesajlaşırken hep merak ediyorum, ya içten değilse? Yüz yüze konuşurken de tereddüt ediyorum ama  karşıdakinin sesinin tonundan ve bakışlarından neyin ne olduğunu anlıyorum az çok. Mesajla bu olmuyor.
     Birisi bir şey yazdığında ona inanmak zorunda kalıyorum. Eğer inanmadığımı söylersem ya "ne yani bana güvenmiyor musun?" oluyor cevabı ya "seni inandırmak zorunda değilim" diye tersleniveriyorum ya da "iyice paranoyak oldun" damgası yiyiveriyorum. Halbuki hiç de değil. Karşıdaki de bunu biliyor ama maskesi sayesinde gizleniyor. 
    Birisi bana telefonda kırıcı bir şey söylediğinde - özellikle bu bir yakınımsa- biliyorum ki şu an karşısında olsam gözlerime bakıp aynı şeyi yapamazdı. Benim için bakışlar konuşur ve konuşmanın hükmünü onlar verir. Gözlerden korkmalı, sözlerden değil.


***
    "Şimdi devrik ve devirsizdik"
    Bugünlerde bir avuç kalabalığız. İçimizden bazıları bu manasız topluluk için bazı tanımlamalar yapmak istiyor. Tanımlamak ve cümleler içinde kullanıp yepyeni anlamlara sarmak istiyor. "Devrimizde toplum şöyledir, insan böyledir" vesaire vesaire. Oysa biz bizden öncekilerin akisleriyiz şu an. Tarih olup toprağa karışana kadar da kendi devrimiz olmayacak. İç güdüsel olarak kendimizi sürekli böyle kalıplandırmaya çalışıyoruz. Ama şu an bi' avuç kalabalığımız için tanımlar yapıp cümleler kurunca bunlar devrik ve anlamsız oluyor. 
    Kendimizi çoktan kaybettik. Bulan olursa tanımlamadan bizi gömmeli. Yoksa insan kalabalığından laf kalabalığına dönüşeceğiz. Bu da hiç hoş olmayacak.

***

"İçimde bir zehir birikti. Dilimin ucunu bir şeyler yaktı. Döndüm 'Zehir' dedim zehre 'bana fazla geliyorsun kaldıramam ben seni.' "

Bu cümleyi okuduğumda işte bu benim cümlem diyorum, kendimi sonsuza kadar bununla ifade etmek istiyorum. Bunun hakkında hiçbir şey söyleyemiyorum. Orhan Veli gibi hissediyorum,anlatamıyorum. Benim yerime söylenecek her şey söylenmiş gibi geliyor.


***

Ve işte bu kadar (değil aslında). Şimdi tek bir sorum var:

-bitse ne olur,
 bitmese ne?-

Rana Elif Taze 
17072020


Yorumlar

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder