Gece, uykusundan kaldırılıp getirildi buraya. Onu "mahkeme" salonundan içeri zorla soktular ve ayağına pranga taktılar. Şaşırmıştı, böyle resmi yerlerin geceleri de çalıştığını bilmiyordu. Salonda kendisinden başka altı kişi daha vardı. Yanılmıyorsa kürsüdeki cübbeli kadın yargıçtı. Kürsünün sağında duran kişiyse avukat olmalıydı. Çünkü elinde bir evrak çantası tutuyor ve cübbe giyiyordu. Diğer dört kişi ise sanık kürsününün -kendisinin zorla getirildiği kürsünün- arkasında oturuyordu. Bunlar tanıklar olmalı, diye düşündü. Dört kişinin dördü de çatık kaşlıydı. Fakat bunun aksine bakışları merhamet doluydu. Avukat ise onlara düşmanca bakışlar atıyordu. Sahi, bu avukatı kim tutmuştu? Bunu düşünürken bir yandan da tahta zemini inceliyordu. Sonra gözleri ayağındaki prangaya takıldı. Üzerinde "D.D.D" yazıyordu. Bu harflere bir anlam veremedi.
Sessiz geçen bir sürenin ardından yargıç gür sesiyle:
-Tanık"..." lütfen bildiklerinizi anlatın, dedi ve böylece duruşma başlamış oldu. Bahsi geçen tanık memnuniyetle ayağa kalktı ve konuşmaya başladı:
-Sanık "..." son zamanlarda çevresi ve kendisine karşı tutarsız ve tamamen birbirine zıt şeyler hissetmekle öfkesini ön plana çıkardı. Bu duygu her şeye ve herkese zararlı bir unsur olup sürekli öfkeli olması da sanığın suçlu bulunması için yeterli bir sebeptir sayın yargıç. Buna ek olarak neşe duygusunu uzun süre muhafaza etmeyi bilmemesi ve üzüntü, şüphe, güvensizlik duygularını da neredeyse öfke kadar sık kullanması da cezasının artırılması için geçerli sebeplerdir. Sanık yerine oturdu ve yargıç bu kez avukata söz verdi. Avukat duyguların onun kontrolü dışında olabileceğini söyleyerek tanığı merhametsizlikle suçladı ve onun sunduğu sebeplerin yetersiz olduğunu belirtti.
Sanık "..." fark etmişti ki bu konuşmalar önceden yazılmıştı. Üstelik üzerinde defalarca çalışılmıştı. İşin daha ilginç yanı duyguları yüzünden yargılanmasıydı. Ağzını açtı ve bir şeyler söylemek istedi fakat yargıç onu durdurdu:
-Sanık "..." sizin konuşma hakkınız yoktur. Buraya yaptıklarınızı düşündürülmek üzere getirildiniz. Daha sonra başka bir tanığa söz hakkı verdi. Bu tanık ayağa kalkarken sanığa acıma ve küçümsemeyle baktı. Daha sonra kendinden oldukça emin şekilde konuşmaya başladı:
-Sayın yargıç, sözü geçen sanık çoğu zaman olumsuz duygularının tesirinde düşünmektedir. Üstelik düşüncelerini de kendisi kontrol edememektedir. Etrafındaki herkesin ve her sesin düşüncelerini dikkate almakta, yalnızken bir tek kişi gibi değil birden fazla kişi gibi düşünmektedir. Neyi savunduğunu bile bilmemektedir. Ayrıca son zamanlarda zihninde bir belirip bir yok olan ölüm düşüncesinden de o sorumludur. Bu bir çocuk oyuncağı değildir. Bununla ilgili bir öyle bir böyle düşünülemez. Bu yüzden ağırlaştırılmış ceza almalıdır.
Avukat sinirle ayağa fırladı:
- Tanığın bu sözleri hoşgörüden tamamen uzaktır. Sanığın birbirine zıt fikirlerini oluşturan zaten siz tanıklar olup şimdi burada onun aleyhine konuşmanız sizin ifadelerinizin dikkate alınmamasını gerektirmektedir.
Yargıç, sert bir el hareketiyle avukatı oturttu ve az önceki tanığa yeniden söz hakkı verdi. Tanık yeniden ayağa kalktı:
-Biz tanıklar, sanığa tamamen merhametle yaklaştık. Hepimiz kendimizce çözüm yolunu ve kurtuluşu anlattık, bizce doğru düşünceyi söyledik. Oysa sanık bize istihfafla kısa cevaplar verdi. Ona söylediklerimiz kimi zaman birbiriyle çatışsa da göz önünde bulundurulması gereken iki unsur vardır. İlk olarak buradaki iyi niyet bizi tamamen haklı yapar. İkinci olarak, biz tanıklar farklı bireyler olduğumuz için farklı bakış açılarından bakarak konuşmaktayız. Kimse bizi aynı kişiler olmadığımız için suçlayamaz ve saf dışı bırakamaz.
Kürsüde duran ve cübbe giymiş otoriter gözler, sert bakışlarla tüm salonu süzdü. Gergin görünüyordu. Avukata döndü ve ona, bütün tanıklar ifadelerini bitirene dek konuşmamasını söyledi. Sanık ise hâlâ ne suçunu ne de olayı anlamıştı. Üstelik ne saçma şeylerle suçlanıyordu böyle! Avukat müvekkiline bir göz attı ve sinirle önündeki evrak çantasını karıştırmaya başladı. Birkaç evrak aldı ve karıştırmaya başladı. O sırada üçüncü tanık ayağa kalktı ve konuşmaya başladı:
-Sanık "..." belki duyguları ya da düşünceleri üzerinde tam tesirli olamamış olabilir. Belki kontrol ederken zorlanmıştır, bu az da olsa hoş görülebilir. Ancak davranışları tamamen onun elindedir. Hummalı duruşlarını ya da biz tanıklara, yakın dostlarına, ve çevresindekilere olan öfkeli davranışlarını yatıştırmalıydı. Çünkü kimse onun böyle davranışlarına ve ölçüsüz değişimlerine katlanmak zorunda değildir. Bir anlık heyecanla yaptığı şeylerle herkesi yıpratmaktadır. Sakin olduğunu sandığı anlarda ise küçümseme ve umursamazlıkla hareket etmektedir. Sanığı bu yüzden suçlu buluyorum. Ağır ve uzun bir ceza alması gerektiğini düşünüyorum.
Öfkeli gözlerle sanığa baktı ve yerine oturdu.
Son tanık, sıranın kendisine geldiğini anlayarak ayağa kalktı.Gözlerinde sevgi, merhamet ve kırgınlık bulundururken düşüncelerinde vahşet ve umursamazlık vardı:
-Sanıkla aramda geçen olaylar bu suça zemin hazırlamıştır. Ancak aramızda geçenleri başka insanlara oldukça fazla yansıtması bakımından haksızdır. Yine de olanları bütünüyle ele aldığımızda benim ona karşı bazı davranışlarım da onu bu hale getirmiştir. Bu anlattıklarım maalesef onu haklı çıkarmamaktadır. Çünkü mantıklı bir insan akıl danışsa da iradesizlik yapmaz ve dinginlikle hareket eder. Çevresinden kaptığı bütün hastalıklı düşüncelerle bana çıkışması kabul edilemez. Sanığı tam olarak haklı ya da haksız bulamıyorum bu yüzden cezası konusunda yorum yapmayacağım, dedi ve oturdu.
Yargıç, bıkmış bir tavırla , avukata söz hakkı verdi. Avukat elindeki kağıtlarla ayağa fırlayarak tez canlılıkla savunma yapmaya başladı:
-Sayın yargıç, dinlediğiniz bütün tanıklar aslında kendi kişisel görüşleriyle, nesnellikten uzak konuşmaktadırlar. Asla kendilerini adalet terazisinde tartmayıp adaleti yanıltmaya çalışmaktadırlar. Şimdi size okuyacaklarımla tanıkların sanık üzerindeki baskılarını göreceksiniz. İlk tanığımız; bahsi geçen olayda sürekli eski tecrübelerini dile getirmekte ve sanığı bu konuda istediği gibi yönlendirmeye çalışmaktadır. Sanık bu yönlendirmelerde eskiye olan öfke kırıntılarını görüp , bunların çok da mantıklı olmadığını belirterek ona itiraz edince de tanık, onu dediklerini saptırmakla suçlamıştır. Oysa belki de saptıran aslında tanıktır? İkinci tanığa gelirsek... Sanığın üzgün olduğunu bildiği halde ona daha üzücü durumlardan bahsederek kendisini suçlu hissettirmiştir. Bir diğer deyişle, üzüntüsü küçümsemiş ve onu bu yüzden suçlamıştır. Üstelik bu olayda bu iki tanık ona çok karışıp kafasını bulandırmışlardır. Üçüncü tanık ise sanığın öfkeli ve üzgün olduğunu bildiği halde ona tamamen baskıcı ve sert davranmış ancak ,yaptıklarına tezat bir şekilde, ona iyilik ettiğini söylemiştir. Sanık sinirlenince de onu dengesizlik ve kendine hakim olamamakla suçlamıştır. Son tanık ise tüm bu olanların sorumlusudur. Sanık "..." nın kendiyle çatışmalarının sebebi olmuştur. Anlamazlıktan gelmiş, onu kışkırtmış ve herkesle arasının bozulmasına sebep olmuştur. Üçüncü tanık ile iş birliğinde bulunarak onu suçlamışlardır. İşte bu dört tanık ikili gruplar halinde sanığa her tarafından resmen saldırmış, sonunda onu mahvetmişlerdir. Bu yüzden müvekkilim tamamen haklıdır.
Otoriter siluet karar vermek üzere biraz durdu ve düşündü. Zorlanmış gibiydi. Sonunda ayağa kalktı:
-Bütün tanıklar ve son olarak avukat dinlendi. Sonuçta, sanık "..." haksız bulunsa da tanıkların ölçüsüz baskısı ve çevresel etkenler göz önünde bulundurularak, ceza hafifletildi.
Sanığın ayağındaki pranga çıkarılarak gri odaya götürülecektir. Daha ayık ve ölçülü düşündüğüne karar verilene kadar orada kalacak ve belirli zamanlarda ziyaretçileri kabul edilecektir.
***
Sanığın kimseyi görmesine izin vermeden onu gri odaya götürdüler. Odanın duvarları gri ve onun dışındaki eşyalar, bir yatak bir masa ve bir sandalye, beyazdı. Bir de ormana bakan bir penceresi vardı. Dışı parmaklıklı da olsa gün doğumunu görebiliyordu. Ne döndüğünü anlamamıştı. Suçunu da hâlâ bilmiyordu. Üstelik kimse vazifesine uygun davranmamıştı. Usulsüzlük vardı. Aklı ve duyguları çok yorulmuştu. Sorgulamayı bıraktı. Yatağa yatıp gelecekte olacakları düşünürken uykuya daldı.
Rana Elif Taze
31 Ağustos 2019
İnsanı olayın içine çekip etkisi altına alan çok güzel bir yazı olmuş.çok akıcı ve başarılı .Aferin kuzuma .Kalemine sağlık. Başarılarının devamını dilerim 👍👍👏👏👏👏👏
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil