Duvar örmek. Yaygın bir deyim. Genelde biriyle aramıza mesafe kurduğumuzda vb kullanırız. Ya da birine/ bir şeye giderek yabancılaştığımızda. Bereket versin(!), bu günlerde buna ihtiyaç yok çoğumuz için.
Karantina sürecinden bahsediyorum tabii ki. Şikayet gibi bir niyetim yok ama. Şikayet edecekse zor şartlarda çalışmak zorunda olanlar etsin. İşe gidemeyip dolayısıyla para alamayan insanlar etsin. Doktor etsin, sağlık çalışanı ve hastane personeli etsin, polis etsin, market çalışanı etsin. Evsiz kalan şikayet etsin ama kendini eve kapatamadığı için etsin. En çok da hastalar etsin. Yoğun bakımda olanlar ve entübe olanlar, acı çekenler ve nefessiz ölenler. Sayılacak daha bir sürü insan var böyle. Burada onların sıkıntısından bahsetmek bana düşmüyor maalesef. Ne o durumu biliyorum ne de o duruma şahit oluyorum çünkü.
21 gündür evden çıkmadım. Sıcak ve rahat ve virüssüz ve sıkıcı ve dört duvarlı ve bir sürü duvarlı ve bir iki pencereli ve izole evimdeyim. Bir iki camdan dışarı izliyorum. Gözlemci bakış açılı roman anlatıcısı gibiyim. Dışarıyı, yani dünyayı, izliyorum ama insanların hisleri bilmiyorum. Ne görüyorsam o var. Takdir edersiniz ki pek bir şey de göremiyorum. Elimde telefonum ve bilgisayarım var. Onlarda da internet diye bir şey var. Ara sıra bakış açım genişliyor bu sayede. Maddi olarak olmasa da iletişim duvarlarım sanal ortamda yıkılıveriyor. Arkadaşlarımla böylece konuşuyor, büyükanne ve babamdan böylece haber alıyorum. Bir istatistik inceliyorum virüsle ilgili. Makale okuyorum. Tahminleri okuyorum. Haberleri okuyorum. Spekülasyon öğreniyor ve üretiyorum. Kaygı barajımın duvarları yıkılıyor ve kaygım çağlayarak akıyor. Üstelik bu sadece bana olmuyor. Bu hepimize oluyor. Korku imparatorluğu kuruluyor böylece.
Giderek yalnızlaşıyoruz. Eve kapandığımız günlerde ruhumuz gezintide, her şeyi geziyor. Etrafındakilerden, belki sanal ortamda değilse de, ruhen ve bedenen uzaklaşıyor. Romanlarda yıllarca işlenen, yazarın ve edebiyatın belki de ortak problemi böylece gerçek hayata taşınıyor. Üstelik hayır, modernleşen dünyanın suçu değil bu. Sadece bir süreç. İlk insanlardan beri süregelen bir salgın süreci. Bazı zamanlarda kendini unuttursa da korkunun imparatoru virüsler ve salgınlar her zaman yeni duvarlar örüyor fark ettirmeden. Belki de Dünya ana için yapıyor bunu. Biraz nefes alsın ve kirlilik azalsın diye. Belki bozulan sosyal ilişkileri düzeltmek için. Çünkü insan uzak kalınca ilişkileri düzeliyor. Gerginliği azalıyor, yalnızlaşsa da rahatlıyor biraz. Virüs belki de insanlar arasında duvar örmesin diye kendisi başka şekilde duvarlar örüyor.
Karantina sürecinden bahsediyorum tabii ki. Şikayet gibi bir niyetim yok ama. Şikayet edecekse zor şartlarda çalışmak zorunda olanlar etsin. İşe gidemeyip dolayısıyla para alamayan insanlar etsin. Doktor etsin, sağlık çalışanı ve hastane personeli etsin, polis etsin, market çalışanı etsin. Evsiz kalan şikayet etsin ama kendini eve kapatamadığı için etsin. En çok da hastalar etsin. Yoğun bakımda olanlar ve entübe olanlar, acı çekenler ve nefessiz ölenler. Sayılacak daha bir sürü insan var böyle. Burada onların sıkıntısından bahsetmek bana düşmüyor maalesef. Ne o durumu biliyorum ne de o duruma şahit oluyorum çünkü.
21 gündür evden çıkmadım. Sıcak ve rahat ve virüssüz ve sıkıcı ve dört duvarlı ve bir sürü duvarlı ve bir iki pencereli ve izole evimdeyim. Bir iki camdan dışarı izliyorum. Gözlemci bakış açılı roman anlatıcısı gibiyim. Dışarıyı, yani dünyayı, izliyorum ama insanların hisleri bilmiyorum. Ne görüyorsam o var. Takdir edersiniz ki pek bir şey de göremiyorum. Elimde telefonum ve bilgisayarım var. Onlarda da internet diye bir şey var. Ara sıra bakış açım genişliyor bu sayede. Maddi olarak olmasa da iletişim duvarlarım sanal ortamda yıkılıveriyor. Arkadaşlarımla böylece konuşuyor, büyükanne ve babamdan böylece haber alıyorum. Bir istatistik inceliyorum virüsle ilgili. Makale okuyorum. Tahminleri okuyorum. Haberleri okuyorum. Spekülasyon öğreniyor ve üretiyorum. Kaygı barajımın duvarları yıkılıyor ve kaygım çağlayarak akıyor. Üstelik bu sadece bana olmuyor. Bu hepimize oluyor. Korku imparatorluğu kuruluyor böylece.
Giderek yalnızlaşıyoruz. Eve kapandığımız günlerde ruhumuz gezintide, her şeyi geziyor. Etrafındakilerden, belki sanal ortamda değilse de, ruhen ve bedenen uzaklaşıyor. Romanlarda yıllarca işlenen, yazarın ve edebiyatın belki de ortak problemi böylece gerçek hayata taşınıyor. Üstelik hayır, modernleşen dünyanın suçu değil bu. Sadece bir süreç. İlk insanlardan beri süregelen bir salgın süreci. Bazı zamanlarda kendini unuttursa da korkunun imparatoru virüsler ve salgınlar her zaman yeni duvarlar örüyor fark ettirmeden. Belki de Dünya ana için yapıyor bunu. Biraz nefes alsın ve kirlilik azalsın diye. Belki bozulan sosyal ilişkileri düzeltmek için. Çünkü insan uzak kalınca ilişkileri düzeliyor. Gerginliği azalıyor, yalnızlaşsa da rahatlıyor biraz. Virüs belki de insanlar arasında duvar örmesin diye kendisi başka şekilde duvarlar örüyor.
Rana Elif Taze
4.4.20
Yorumlar
Yorum Gönder